12 Ocak 2013 Cumartesi

Eğer Bu Yolu Senle Yürüyeceksem, Ben Sana Değil Sen Bana Uymalısın!

İnsanın içindeki boşluk hiç dolmaz mı? Boşluk? Tarif etmeye en uygun kelime buydu sanki. İnsanoğlu hiç huzurlu olamaz mı? Memnun olamaz mı? Hayat denen geçici yaşantıyı kendimize arkadaş edindiğimiz için oluyordur belki bu. Ne demiş İspanyol romancı Saavedra Cervantes "Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim."
Bağlıydım demekki ona, körle yatan şaşı kalkar misali boş, gereksiz, fani olmuştum. Oysa ölümsüzlük istemelidir insan. Bedeniyle değil, ruhuyla ölümsüzlük. Nefsimi kendime uyduramamış, ben ona uymuştum demekki! Ah ne kötü arkadaştı nefis! Üstelik üzerinde "ruha zararlıdır"da yazmıyordu. Uyanamamış aldanmıştım. Süsüne, gösterişine aldanmıştım.
Yapmamalıydım. Yapmamalıyım. Madem ki ölene kadar beraberiz, ben ona tabi olacağıma, o bana talip olmalıydı. Belki de onu öldürmeliyiz. Kabil haya abidesi kardeşi Habil'i öldürmedi mi? Güzel Habil öldürülüyorsa, beni doğru yoldan saptıran nefis hayli hayli ölmeyi hakediyordu.
Kafam karışık. Bu nefisle başa çıkamıyorum. Herşeye göğüs gerecek, başa çıkacak güç var bende ama nefisle yapamıyorum. Benim olan birşeyi öldürme düşüncesi vicdanımı sızlattı. Onu sevmeyi, ona Yaradan'ı sevmeyi öğretmeliyim. Öğrenmeli. Öğrenmeli ki bu dünyada başkasına değil yanlız O'na kul olmayı idrak edebilsin. Öyle ya paraya, dünya hayatına, fuzuli işlere iman ettirmeye çalışan oydu. Elele verip yanlız O'na, yanlız bizi yaratan evrenin sahibine iman edelim. O'na güvenip, O'na dayanalım. Onsuz çıkılmaz bu yol biliyorum. Gel Nefsim! Beraber doğru yola, Hak yola çıkalım. O yolda yürüyüp, O yolda ölelim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder